Gönderen:
Site Yönetimi
Eklenme: 22 Ocak 2012
(Necdet Turhan'ın spor idolü Safter Kartoğlu ile 2007 yılında Zonguldakta yapılan söyleşi.)
Master Maratoncu ya da emekli maratoncu ile karşılaşıyoruz Merdiven Kitapevinde. Daha doğrusu şair Osman Günay “gel” diyor, “sana röportajlık biri var”… “Tanıyor mu sun? Safter Kartoğlu’nu?”, “Tanıyorum elbette, ismini duymuştum; oğlunun ismi de Burhan Solukçu’nun Zonguldaklıya tekrar tanıtılmasında geçiyordu; Ohannes Şaşkal’la birlikte Solukçu’nun ölümünden sonra ‘K-ÖMÜR’ karikatür sergisini yapıp, ona adamışlardı. Karşımdaki saçlarının üst tarafı dökülmüş, yanlardan uzun salınmış bir ihtiyar delikanlı. Görünürde dinç ve neşesi de yerinde… Biraz konuşmasının ortasına denk geliyoruz; tanıştıktan sonra bir soru üzerine konuşması devam ediyor: “Evet” diyor, “sabah saat beşte idmana başlarız biz, yanımda kimse varsa onlara bir de şiir okurum, idmana başlamadan önce…” Tabi bu en çok şair O.Günay’ı irkiltiyor.
Maratoncu dedenin idmandan önce hangi şiiri okuduğunu merak ediyoruz, Necip fazıl Kısakürek’ten ezbere okumaya başlıyor, ünlü Kaldırımlar şiirini: “Sokaktayım
Kimsesiz bir sokak ortasında
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum
Yolumun karanlığa karışan noktasında
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum
Kara gökler, kül rengi bulutlarla kapanık
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar
Bu gece yarısında
4 Kişi uyanık
Biri’de ben
Biri Osman
Biri Arif
Biri de kaldırımlar, kaldırımlar”
Muzipçe gülüyor. “Kimlerle koşuyorsak onların adını söylüyorum her seferinde” diyor!
Sohbet güzel gidiyor, ortasından katılsak da herkesin ilgi odağı Safter Kartoğlu zaten. Biri soruyor o cevaplıyor. “Zonguldak’ta idmanlarınızı nerede yapıyorsunuz?” “Her yerde koşuyorum” diyor. “Önemli değil. Nerede oturuyorsam orada koşuyorum; buraya geldiğim zaman genelde Ereğli yolu üzerinde koşuyorum. Bazen de Fener’de…”
“Yarışmalara hangi formayla katılıyorsunuz?” “İstanbul Masterleri Atletizm Kulübünün üyesiyim.”
Şair O.Günay, “şimdiye kadar iki kişi gördüm ezberinden doğru, Necip Fazıl’ın Kaldırımlar şiirini okuyan. Biri Karabüklü şair Hüseyin Avni Cinazoğlu, diğeri de siz…” Diyor.
Tane tane konuşan, kullandığı kelimelere dikkat eden bir yapısı var Safter beyin. Anlatıyor, bizde zevkle dinliyoruz: “ Yıl 1947. Kastamonu Lisesinin son sınıf öğrencisiyim. Yazım dalındayım. Neşet Güğümcü öğretmenimiz. Neşet Güğümcü’de çok çok nitelikli bir yazın öğretmeniydi. Varsıl bir kitaplığı vardı. Çokta güzel şiir okuyordu. ‘Vuslat’ şirini sınıfta ondan dinlemiştik. Son sınıftaydık bir gösteri düzenlenecekti. O gösteride ben Yahya Kemal’in ‘Mehlika’ şiirini okuyacaktım. Bir başka yazım öğretmeni bu işle görevliydi. Şiiri nasıl okumam gerektiğini söylerdi bana. ‘Mehlika Sultana aşık bir genç, şehrin kapısından dışarı çıktı. Mehlika Sultan’a aşık bir genç, kara sevdalı birer aşıktı.’Diye başlıyor. ‘Çıkrığı olmayan bir kuyunun başına geliyorlar’, ‘Yedi gençten en genci, parmağındaki yüzüğü çıkarıp, kuyuya atıyor.’ İşte bu dizeyi okurken siz yüzüğün suya değdiği anda çıkardığı sesi duyuracaksınız. Diyordu bana…”
Biraz da vakitsizlikten, bu güzel muhabbeti gazeteci kimliği ile yönlendirmem gerektiğini düşünüp kafamdaki sorularla sayfamın döşeme işlemine başlamak istiyorum. Yoksa akış gayet sanatsal ancak temel bilgiler ortada yok; bende katılacağı son maratondan başlıyorum sormaya: “1 Nisan’da Zürih Maratonunu koşacağım. Yurt dışında şimdiye dek 11 maraton koştum. Yurt içinde Avrasya Maratonunu 9 kez koştum. Onun dışında yarı maratonlar koştuk.”
-Ne zamandır atletizmle ilgileniyorsunuz?
-“50 Yaşından başlayarak ilgilenmeye başladım. Hürriyet gazetesi 50 yaşından başlayarak dedeler yarışı düzenliyordu. Şimdi artı yok. İşte 50 yaşıma geldiğimde dedeler yarışına katılmaya başladım. 1927 Zonguldak Devrek doğumluyum. Dedeler yarışı Hürriyet gazetesi el değiştirinceye dek katılmaya devam ettim ben. O zamanlar Hürriyet gazetesi Cağaloğlu’ndaydı. Yarışta Hürriyet gazetesinin önünden başlardı. Sultan Ahmet’te anıtların önünden dönülerek Gülhane parkının içinde çay bahçesinin önünde sona ererdi. Derece alanlara birer kırmızı beyaz Hürriyet eşofmanı verirlerdi. Kupa verirlerdi. Birde sonraları para ödülü de girdi işin içine. Bir keresinde üçüncü oldum, bir keresinde birinci oldum. Yılını anımsamıyorum ama…Her şey İstanbul’da albümlerde. Ondan sonra Avrasya maratonunda önce halk koşusuna katıldım. Halk koşusundan sonra 20 kilometrelik koşuya katıldım. Ondan sonra da hep maraton koşmaya başladım.1995’ten itibaren Avrasya maratonunu koşmadım. Hep yurt dışı, uluslar arası maratonları koştum. Beş anakarada koştum. Avrasya maratonu 400, 500 kişi ile koşuluyor şu sıralarda, yurt dışı maratonları 40 bin kişi ile koşuluyor. Dünyada en küçük yaştan 100 yaşına varılıncaya kadar maraton koşuluyor. Ben New York Maratonunu 75, 79 yaş diliminde koştum. 92 Yaşında New York Maratonunu koşan vardı.
Cumhuriyet gazetesinden Abdülkadir Yücelman bana ‘artık yeter; koşma’ diyor. Bende ona ‘koşmayı bırakmayacağımı’ söylüyorum. Bir ara Cumhuriyet gazetesinin baş sayfasında tekerlekli sandalyeyle maratonu koşan birinin fotoğrafını gördüm. İç sayfalarda da İngiltereli bir yaşlı bayan atletin koştuğu haberi çıktı. Abdülkadir Yücelman’a ben mektup gönderdim. Bunları işlettim. Azmin zaferi diye yayınlamışlar fotoğrafları. O zamanda ben New York maratonun koşacaktım. Dedi ki, ‘New York maratonunu koş gel, kocaman fotoğrafını yayınlayayım gazetede. Döndüm geldim. Yayınlamadı. Daha sonra Atina Maratonunu koştum. Atina Maratonunu yağmurda, rüzgârda, fırtınada koştum tümüyle. Onlar azmin zaferi oluyor da, bu Atina Maratonunu böylesine olumsuz koşullar içerisinde koşmak, bu ne oluyor? Sonraki günlerde Cumhuriyet gazetesinin spor ekinin ilk sayısında yer verdi. Sonra gidip görüştüm kendisi ile, ‘artı, koşma demeyeceğim’ dedi. Sonra Erdoğan Arıpınar’a telefon etti. ‘Sizi Fair Play’a aday göstermek istiyorum” dedi. Önümüzdeki günlerde kimlerin aday gösterileceği, kimlerin kazanacağı belli olacak.”
-Maraton koşmayı nasıl değerlendiriyorsunuz, sizce anlamı nedir?
-“Atletizmi yürüyen ahlak olarak nitelendiriyorlar. Size de spor yaşam öykümü gönderirim. Başında ‘Koşarak yaşamak güzel şey be kardeşim’ diyorum. Ondan sonra ‘ bir şiirdir koşmak’ diyorum. Kimi şair arkadaşlarıma mektuplar gönderirken ‘siz sözcüklerle yazıyorsunuz şiirinizi, ben de adımlarla yazıyorum’ diyorum. Mustafa Kademoğlu Pınar Altuğ’un programında beni izledikten sonra 5 kıtada diye bir şiir yazmış.”
Safter Kartoğlu koşu sırasında arkadaşlarına okuduğu bir şiiri yine ezberinden bizlerle paylaşıyor:
-“Günler kısaldı çocuğum
Baharda olsa, yazda olsa
Günler kısa, yetersiz
Günler uzundu bir zamanlar
Güz de olsa, kışta olsa günler uzundu
Bol bol yeterdi insana
Sev gökler genişliğince
Ağla bulutlarla, gül güneşlerle beraber
Yaşa yaşaya bildiğin kadar
Günler uzundu, yeterdi
Şimdi mevsim bahar
Neye yarar, vakit dar
Darda olsa, yazda olsa günler kısa, kısa…”
Şiirin sahibi Halide Nusret Zorlutuna imiş. Yıllar yıllar önce Türk Dil Kurumu’nun ‘Türk Dili Dergisi”’nde yayınlanmış. İyi bir okur olduğuna kuşku yok. Safter Kartoğlu gibi yaşlanmak güzel olsa gerek. Sözü yine ona bırakıyoruz:
-“
Benim birde özel maratonum var. Eşimin doğum günü, 14 Mart’ta koşuyorum. Çanakkale’de. Gelibolu, Kilitbahir arasındaki yolun 15 kilo metresini koşuyorum. Karşıya motorla, Çanakkale’ye geçiyorum. Oradan da 6 kilo metre koşuyorum. Oradan da gömütlüğe gidiyorum. Böylece yarı maraton koşmuş oluyorum. Eşimin gömütü başında onu anıyoruz. Konuşmayla, şiirle… Ben eşimle şiir okuyarak evlendim. Şiirle evlenme teklifinde bulundum. Kenan Harun’un bir şiirini okumuştum. Kenan Harun sağ değil artık. ‘Karım olmalısın güzel’ adlı bir şiiri vardı onun. O şiiri ezberlemiştim. Zonguldak Devlet Hastanesinde o zamanlar hasta kabul memuruydum. Eşimde hemşire okulunu bitirmiş, Zonguldak’a gelmişti. Devlet Hastanesinde çalışıyordu. Bir nöbet sırasında odama gelmişti. Dedim, fırsat uygun:
Karım olmalısın
Yaşamalısın benimle aynı hayatı
Kavak yelleri halinde esmelisin başımda
Bir şarkı gibi içime doğmalısın”
Kaynak: http://zonguldakbilgi.com/index.php?option=com_content&task=view&id=667&Itemid=39
